08.12.2017-SETBİR BAŞKANI TARIK TEZEL’İN BURSA SANAYİCİLERİ VE İŞ ADAMLARI DERNEĞİ’NİN (BUSİAD) DÜZENLEDİĞİ “TÜRKİYE’DE KIRMIZI ET ÜRETİMİ VE TÜKETİMİ” KONULU PANELİN AÇILIŞINDA YAPTIĞI KONUŞMA.

setbiremp

Değerli sektör temsilcileri,

Saygıdeğer konuklar;

Malumları olduğu üzere, hayvancılık sektörü, endüstriyel hammadde arzını sağlaması, nitelikli istihdam kapasitesi, halkımızın ihtiyaç duyduğu hayvansal proteini tedarik etmesi ve yüksek katma değer sağlaması nedeniyle stratejik bir sektör olarak değerlendirilmektedir.

Bakanlığımız, ülkemizin coğrafi yapısı, iklim özellikleri, sosyo-kültürel üretim alışkanlıkları dikkate alınarak sürdürülebilir girdi arzı ile hayvancılığı geliştirmeyi stratejik hedef olarak belirlemiştir.

Türkiye nüfusu halen 80 milyon. BM Ekonomik ve Sosyal İşler Bölümü’nün (DESA), “Dünya Nüfus Tahmini Raporunu”na göre (Haziran 2017), nüfusumuz 2030 yılında 88 milyonu, 2050 yılında ise 95 milyonu aşacak. Aynı tahmine göre dünya nüfusu da 2030’da 8,6 milyar, 2050’de 9,8 milyar kişiye ulaşacak.

Ülkemiz tarım ve hayvancılığının, öngörülen nüfusumuzun süt ve kırmızı et kaynaklı hayvansal protein ihtiyacının yanı sıra tüm unsurları ile zengin ve verimli beslenme ihtiyacının karşılanmasını sağlaması gerekmektedir.

Bu hedeflere ulaşmak için yeterli hayvan kaynağına sahip olabilmeliyiz. Ancak bugün Türkiye’de sütte ve kırmızı ette yeterli hayvanımız yok. Her yıl ortalama 50 bin baş süt sığırı, 50 bin ila 500 bin baş arasında değişen miktarlarda da besi sığırı ithal ediyoruz. Eğer kendi hayvan kaynağımızı geliştiremezsek bu ithalat yarın da devam edecek.

Dolayısıyla her halükârda, bugün 80 milyon olan nüfusumuzun süt ve kırmızı et kaynaklı hayvansal protein ihtiyacını karşılayabilmek için hayvan sayımızı artırmak, bunun için de hayvancılığa yatırım yapmak şart.

Eğer gerekli ve yeterli yatırım yapılabilirse Türkiye hayvancılıkta net ihracatçı, piyasa yapıcısı, yılda 50 milyar dolar gelir elde eden, 1 milyar dolar ihracat yapan, istikrarlı, verimli, rekabetçi bir ülke olabilir. Bu potansiyel ülkemizde mevcuttur.

Üretimde sürdürülebilirliği sağlayarak, tüketicinin erişebileceği fiyatlarda yeterli arzı oluşturacak dinamiklerin irdelenmesi gerekmektedir.

Ülkemizde et sektöründe yılda 1 milyon 173 bin ton kırmızı et üretiliyor. Dünyadaki -domuz hariç- toplam kırmızı et üretiminin %1,5’u Türkiye’de gerçekleşiyor. AB’deki üretim ile kıyaslandığında ise bizim üretimimiz, onların üretiminin %14’ü seviyesinde.

Sektörümüze yönelik olarak ülkemizde kayıtlı – kayıt dışı dengesi halen yerine oturmamıştır ve bu da bize uygulamada ciddi sorunlar yaşatmaktadır. Yani temel sorunlarımızın biri düşük tüketim seviyesi/tüketimde daralma, diğeri “kayıt dışı”nın hala hâkim pazar payına sahip olması, bir diğeri ise sürekli damping üzerine kurulu perakende fiyatlarının üretici fiyatlarına baskısı.

Halkımızın en kaliteli ve en hesaplı hayvansal protein kaynağı ile beslenmesini sağlamalı ve bunu sürdürebilmeliyiz. Bunun için öncelikli önerilerimizden bir tanesi kayıt dışının ortadan kaldırılmasıdır.

Kayıt dışı ile mücadele edebilmek için öncelikle tüm hayvansal protein ürünlerinin KDV’sini sıfırlayarak sosyal bir beslenme anlayışına geçilmesini öneriyoruz.

Et sektöründe de ekonomik değer zincirinin perakendeye kadar gelen tüm halkalarında KDV oranı %1 iken, perakende satış noktalarında KDV %8’dir. Et fiyatlarının düşürülmeye çalışıldığı, halkımızın kırmızı et kaynaklı proteinle daha çok buluşması için uğraşıldığı bu dönemde tüketicimiz bu vergi yükünden kurtarılmalıdır.

Hayli maliyetli olan hayvancılık yatırımlarının artırılabilmesi için ülkenin hangi bölgesinde olursa olsun yatırımların 6. Bölge teşviklerinden yararlandırılması, süt ve et sektörlerinde arz ve fiyat istikrarının sağlanması açısından önemlidir.

Ülkemizde bilgi birikimini sağlayacak, verimliliği artırıp uluslararası alanda rekabet edebilecek büyük ölçekli hayvancılık işletmeleri kurulmasına ihtiyaç vardır. Mevcut sistem, hayvancılık işletme yatırım desteklerinde uygulanan programlar çerçevesinde azami 50, 120, 500 başlık işletmeleri teşvik etmekte, bu büyüklüklerin üzerindeki hayvancılık yatırımları destekleme kapsamı dışında tutulmaktadır.

Saygıdeğer konuklar;

Malumlarınız olduğu üzere, ülkemizde hayvancılık sektörüne verilen destek, 2000’li yılların başından beri belli öncelikler ve ihtiyaçlar çerçevesinde uygulanmakta. Bilindiği üzere bu destekler, kapsam ve miktar olarak yıllık olarak belirlenip açıklanmaktadır.

Öte yandan gebe düve ithalatında ise hiç destek uygulanmamaktadır. Bu kapsamda desteklemeler gözden geçirilmelidir.

Esasen hayvancılık politikalarının uzun vadeli bir stratejiye uygun olarak yürütülmesi gerekli. Bu kapsamda tarımsal destekler yıllık dilimler halinde uygulansa da AB ve ABD’de olduğu gibi çok yıllık mali programlar çerçevesinde planlanmalı ve belirlenmeli.

Hayvancılık sektörü çok kırılgandır. Sektörde istikrar oluşturulması ve korunması fevkalade önemli ve bu orta-uzun vadeli planlama ile kararlılık gerektirir.

Hayvancılık ile ilgili desteklerin üretici, sanayici ve tüketiciye etki ve yansımaları kapsamlı olarak değerlendirilmeli. Desteklerin öncelikle üreticiye, üretime devam konusunda güven verici olması gerekir. Başka bir deyişle yatırım yapıp risk alan üretici, “oyunun kurallarının değişmeyeceği” konusunda ikna olmalıdır.

Kırmızı et tedariki ile ilgili planlar belirli bir program dâhilinde yapılmalı ve bu program sektör paydaşları ile paylaşılmalıdır.

Kırmızı et üretiminde besilik materyal temini için mutlaka istikrar sağlanmalıdır.

Süt ırkı hayvanlarla besi yapılması; maliyetin yükselmesine neden olmaktadır. Bu ırkların besiye alınması karkas verimini de düşürmektedir. Et üretimini arttırmanın, et fiyatını düşürmenin ve çiftçiyi besicilikten kazanır hale getirmenin en öncelikli yolu etçi ırkı ve/veya kombine ırklarla besi yapmalarını sağlamaktır.

Türkiye’de mevcut duruma bakıldığında, sığır besisi, yılda bir en fazla iki dönem yapılmaktadır. Ancak Türkiye’nin kırmızı ette arz yetersizliği vardır. Bu sonucun ortaya çıkmasında 3 önemli sorun sırasıyla; sürülerde gebelik oranı ve döl veriminin düşüklüğü, ölüm ve hastalık nedenleriyle yaşanan kayıplar, etçi ve kombine ırk hayvan sayının azlığıdır. Bu üç önemli sorun, Türkiye’nin kasaplık gücünü sığırda %28’den %23,8’e, küçükbaş hayvanlarda ise %43’ten %16’ya düşürmüştür.

Daha önce de belirttiğimiz gibi, büyükbaş hayvan varlığımız sütçü tip genetik yapıya sahiptir ve et verimi düşüktür; etçi ve/veya kombine ırkların da varlığının artırılması, buzağılama sıklığı yanında buzağı ölümlerinin azaltılması yoluyla besilik materyal arzının artırılması, yem üretiminin artırılarak maliyelerinin düşürülmesi, hayvan hastalıkları ile etkin mücadele kesimlik hayvan arzını artıracak ve piyasada fiyat istikrarının kurulması ve korunmasına yardımcı olacaktır.

Yani bütün bu tüketimde daralma, rekabette sorunlar, yüksek maliyetlere rağmen, daha çok süt, daha çok et üretmeli, sağlık nesiller için daha çok süt, daha çok et, daha çok hayvansal protein tüketmeliyiz.

Ayrıca organize tarımsal faaliyetin küçük ve yerel üretici için de gelir artışı sağlayıp refah kaynağı olacağına, böylelikle köyden kente göç ihtiyacının ortadan kalkacağına inanıyoruz.

Saygıdeğer konuklar;

2023 tarım ve gıda vizyonu; toplumun sağlıklı beslenme gereksinimlerini yeterli nicelik ve nitelikte, ekonomik, ekolojik ve sosyal açıdan sürdürülebilir yollarla karşılayabilen, biyolojik çeşitliliğini koruyan ve toplumsal yarara dönüştürebilen, ekonomik, ekolojik ve sosyal açıdan sürdürülebilir, verimliliği artan tarım ve tarımsal sanayinin de katkısıyla, uluslararası alanda rekabet edebilen gelişmiş bir Türkiye olmaktır.

Sektörümüz ve Bakanlığımızın ortak çalışmaları ile bu hedeflere ulaşmamız mümkündür.

Bu kapsamda Uludağ Üniversitesi işbirliği ile düzenlemiş olduğumuz bu etkinliğimize sektörümüze faydalı olmasına diler, katılımınız için hepinize ayrı ayrı teşekkürlerimi sunarım.

Saygılarımla.

 

Tarık Tezel

Yönetim Kurulu Başkanı

SETBİR

 

Bursa, BUSİAD, 8 Aralık 2017.