6 NİSAN 2017 -SETBİR OLAĞAN MALİ GENEL KURULU YAPILDI

SETBİR’in Olağan Mali Genel Kurulu, 6 Nisan 2017 Perşembe günü, Ankara’da, TOBB salonlarında gerçekleştirildi. Mali genel kurula katılan 38 SETBİR üyesi, 28 Mart 2016’daki seçimli genel kurulda göreve gelen yönetim kurulunun bir yıllık faaliyetini ibra etti. Genel kurulda Yönetim Kurulu Başkanı Tarık Tezel şu konuşmayı yaptı:

“SETBİR, kurulduğu 1976 yılından bu yana, geçen 41 yıl boyunca, ülkemiz süt, kırmızı et, gıda ve hayvancılık sektörlerinin sözcüsü oldu.

SETBİR sorunları tespit etti, çözüm geliştirdi ve önerilerini tarım, gıda ve kırsal kalkınma politikalarını üreten ve yöneten kamu idaresine ve siyasi iradeye sundu.

SETBİR, üyelerinin faaliyet gösterdiği sektörlerde standardın yükseltilmesi için çaba sarf etti, bu  sektörler ile kamu yönetimi arasında köprü görevi görmeye çalıştı.

Şu anda hesap vermek için bu mali genel kurulda karşınıza çıkan SETBİR Yönetim Kurulu da çalışmalarını bu misyonla sürdürdü.

SETBİR’in üyeleri arasında Türkiye’de hayvancılık sektöründe faaliyet gösteren et ve süt sanayii firmaları ile bu sektörlere tedarik sağlayan firmalar, et, süt ve yem üreticileri yer alıyor. Halen şirket olarak 56, bu şirketlerden de şahıs olarak 93 üyemiz var.

SETBİR üyesi şirketler günde 22 bin ton süt işleme kapasitesine sahip. Yılda 7,5 milyon ton süt işleme kapasitesine denk gelen bu miktar, kayıtlı süt pazarının yüzde 80’ine, Türkiye’de bir yılda üretilen toplam süt  miktarı olan 19 milyon tonun ise yüzde 40’ına karşılık geliyor.

SETBİR üyesi şirketler, 500 bin adet büyükbaş, 100 bin adet küçükbaş hayvanlık çiftlik kapasitesine sahip.

Yıllık ciro toplamı yaklaşık 20 milyar TL olan SETBİR üyesi şirketler 83 bin kişiyi istihdam ediyor ve 500 bin üreticiyle iş yapıyor.

Yanı sıra SETBİR, ulusal ve uluslararası alanda et ve süt sektörlerini temsil ediyor, üyelerini bilgilendiriyor, sektörlere ilişkin mevzuatların belirlenmesinde görüş oluşturarak katkıda bulunuyor, pazar eğilimlerini izleyip pazar bilgilerini tespit ederek üyeleriyle paylaşıyor.

Yukarıda da ifade ettiğim gibi Türkiye’de yılda 19 milyon ton çiğ süt üretiliyor. Bu sütün 17 milyon tonu inek sütü. Kalanının ise büyük bölümü koyun-keçi, az bir miktarı da manda sütü.

17 milyon ton inek sütünü 5,5 milyon sağmal hayvandan elde ediyoruz. Sağmal koyun varlığımız ise 15 milyon adet. 4,5 milyon tane de sağmal keçimiz var.

Bu sütün yılda 9,2 milyon tonu, aralarında SETBİR üyesi firmaların da bulunduğu Türkiye süt sanayii tarafından işleniyor. Buradan yılda 1,5 milyon ton içme sütü, 58 bin ton tereyağ, 650 bin ton peynir, 1,2 milyon ton yoğurt, 684 bin ton ayran ve 124 bin ton süttozu üretiliyor.

Süt ürünleri ihracatımız ise 176 bin ton mertebesinde. Bunun karşılığı da 323 milyon dolar. Ne ihraç ediyoruz? Süttozu, peyniraltı suyu tozu ve peynir çeşitleri.

Bu tablo dünya süt ve süt ürünleri piyasasında Türkiye’yi nereye yerleştiriyor? Dünyada yılda 800 milyon ton çiğ süt üretiliyor. Bunun 165 milyon tonu Avrupa Birliği (AB) ülkelerinde, 97 milyon tonu ABD’de, 31 milyon tonu Rusya’da, 40 milyon tonu Çin’de, 27 milyon tonu Brezilya’da, 21 milyon tonu Yeni Zelanda’da ve 19 milyon tonu Türkiye’de üretiliyor. Türkiye bu süt üretimi ile dünyadaki sütün % 2,3’üne sahip ve dünyadaki 8. büyük süt üreticisi. AB’de üretilen sütün ise % 11’i Türkiye’ye ait. Bu oranla Almanya ve Fransa’nın ardından AB’de 3. sıradayız.

Türkiye’de yılda 1 milyon 173 bin ton kırmızı et üretiliyor. Bunun 1 milyon 60 bin tonu sığır, 113 bin 500 tonu koyun-keçi eti, kalanı manda eti.

Bu miktarda eti elde etmek için yılda 9 milyon 741 bin adet hayvan kesiyoruz. Bunun 5 milyon 850 bini küçük baş, 3 milyon 900 bini ise büyük baş hayvan.

Dünyada yılda toplam -domuz hariç- kırmızı et üretimi 83 milyon ton. Bunun 9 milyon tonu AB ülkelerinde, 1 milyon 173 bin tonu da Türkiye’de üretiliyor. Yani dünyadaki toplam -domuz hariç- kırmız et üretiminin % 1,5’u Türkiye’de gerçekleşiyor. AB’deki üretim ile kıyaslandığında ise bizim üretimimizin, onların üretiminin % 14’ü olduğunu görüyoruz.

Söylemek istediğim şu: Bugün Türkiye’de tüketim talebine yetmeyen üretimimiz dahi dünya ve AB ölçeğinde ciddi bir seviyede.

Dönemin Devlet İstatistik Enstitüsü’nün “Seçilmiş Hayvansal Üretim Miktarları” grafiğine göre, 1975 yılında Türkiye’de 4 milyon 817 bin 270 ton süt, 247 bin 320 ton et üretilmiş. Bugün geldiğimiz noktada ise bir kez daha tekrarlıyorum, yıllık çiğ süt üretimimiz 19 milyon ton. Yıllık kırmızı et üretimimiz ise 1 milyon 173 bin ton. Geçen 41 yılda nereden nereye geldiğimizin özeti de bu.

Değerli konuklar,

Yönetim dönemimizde, 28 Mart 2016 tarihinde yaptığımız seçimli genel kurulumuzdan bu yana geçen bir yıl içinde neler yaptığımızın ayrıntılı bir listesini faaliyet raporunda göreceksiniz. Bu nedenle konuşmamda bunları tek tek saymayacağım. Sözünü etmek istediğim asıl konu, Türkiye’de süt ve et nereye gidiyor? Halkımızın en kaliteli ve en hesaplı hayvansal protein kaynağına ulaşmasını temin etmek ve bunu sürdürebilmek için sektör ve ülke olarak ne yapmalıyız?

Bu sorunun ilk ve en önemli cevabı: Kayıt dışını ortadan kaldırmalıyız.

Hemen ardından, arz-talep dengesini sürdürülebilir bir yapıya kavuşturmalıyız.

Bitkisel üretimden başlayarak tüketicinin sofrasına kadar giden tüm ürün zincirinde izlenebilirliği sağlamalıyız.

Süt ve et ürünlerine yönelik bilgi kirliliğinin ortadan kaldırmalı ve bunu kamu güvencesi altına almalıyız.

Bunları sağlamak için ne yapmalıyız?

Kayıt dışı ile mücadele edebilmek için öncelikle ekmek ile birlikte tüm hayvansal protein üretiminin KDV’sini sıfırlayarak sosyal bir beslenme anlayışına geçmeliyiz. Beslenmek insanın en temel hakkıdır. Hakkın KDV’si olmaz.

Arz-talep dengesini sürdürülebilir bir yapıya kavuşturabilmenin yolu ise dünya pazarlarında rekabetçi bir Türkiye olarak, yurtiçinde üretim istikrarını ve verimliliğini her zaman garanti altında tutmaktan geçer. Dolayısıyla sektörün ihracat ve depolama desteği ile teşvik edilerek, Türk ürünlerinin marka değerini yurtdışında da artırarak, iç piyasadaki istikrarı sağlarken, kapımızın eşiğindeki yeni Gümrük Birliği düzenlemesine de hazırlıklı olmalıyız.

Ürünün tarladan sofraya izlenebilirliğini sağlamak için gıda güvenliği ve gıda güvenilirliği standartlarını, kamu iradesi gözetiminde hassasiyetle sahiplenmeliyiz.

Ve geldik en can sıkıcı sorunumuza: Bilgi kirliliği.

Değerli konuklar,

Sektörlerimizin bir tane patronu var. O da her sabah okula gitmeden önce sütümüzü, akşam eve gelince etimizi tüketen bu memleketin çocukları.

Son yıllarda popülizm uğruna, rant uğruna, ün uğruna, reyting uğruna bu çocukların annelerinin kafası karıştırılıyor. Gün geçmiyor ki bir gün tavuk, öteki gün et, beriki gün süt karalanmasın.

Binlerce kişiye iş, yüzbinlerce kişiye aş sağlayan sektörlerimiz, uluslararası normlar ve kalite kriterlerine göre ve Türkiye Cumhuriyeti’nin yasa ve yönetmelikleri uyarınca üretim yapıyor. Süt ve et sektörlerinin en büyük sivil toplum kuruluşu SETBİR, son bir yıldır halkımıza gıda güvenliğini anlatmak için bir AB projesi yürütüyor.

Dünya artık küçüldü. Dünya küçülürken bilim ilerliyor, teknoloji gelişiyor. Tarihin geçmiş tüm dönemlerinden daha çok, çağımızda insan sağlığı her şeyden önemli hale geliyor.

Ama üzülerek görüyoruz ki Pasteur’ü, Madam Curie’yi reddeden birileri, kişisel reyting uğruna bir taraftan tüketicimizin kafası karıştırıyor, diğer taraftan da dünyada yer edinmeye çalışan sektörlerimizi her gün karalıyor.

Bunların yaptığı en hafifinden Türkiye Cumhuriyeti yasalarına karşı gelmektir; bilime, sağlığa sırt çevirmek, sağlıklı gelecek nesillerin köküne dinamit koymaktır.

İşte bu noktada inanıyorum ki artık sessiz kalmamak, sektörün tüm meslek örgütleri, sivil toplum, gerçek bilim insanları ve aklı selim basın mensupları ile bu karalama kampanyasına karşı durmak gerekir.  Bu vesileyle Tarım-Gıda ve Sağlık Bakanlıklarımızı da kendi yasa ve yönetmeliklerine sahip çıkmaya davet ediyorum.

Değerli konuklar,

Biraz da iğneyi kendimize batıralım. Artık dünyada da temel ihtiyaç istikrar. Sektörümüzde bu yönde önemli adımlar atıldı. İyi bir istikrar seviyesine gelindi. Örneğin süt arzının regülasyonu için daha önce hiç uygulanmamış bir müdahale sistemi uygulamaya konuldu. Şimdi bundan sonra üreticimiz ile sanayicimiz ile bakanlığımızın da gayretleriyle verimliliklerimizi artırmamız gerekiyor.

Milli Tarım Projesi, bunun için gerekli altyapıyı ve hedefleri içeriyor. Her şeyden önemli olan, hayvansal protein tüketimimizi artırmak, dünya ile rekabet edebilir seviyeye gelmek. Daha yüksek düzeyde bir verimlilik programı yapmamız gerekiyor.

2023 Türkiyesi için bu vizyonda hedefler koymalıyız. Gıda güvenliği ve güvenilirliğini sağlamış, net ihracatçı, piyasa yapıcısı, 150 milyar dolarlık bir tarımsal hasıla ve 50 milyar dolarlık bir ihracat ile istikrarlı, verimli, rekabetçi bir Türkiye hepimizin hedefi olmalı.