SETBİR BAŞKANI TARIK TEZEL’İN, AGROEXPO TARIM VE HAYVANCILIK FUARI’NDA SETBİR TARAFINDAN DÜZENLENEN “SÜT VE ETTE BİLGİ KİRLİLİĞİ PANELİ”NDE YAPTIĞI KONUŞMA – 08.02.2019

setbiremp

 

Değerli panelistler, kıymetli izleyiciler,

SETBİR’in düzenlediği “Süt ve Ette Bilgi Kirliliği Paneli”ne hoş geldiniz.

SETBİR üyesi süt ve et ürünleri üreticilerinin de SETBİR yönetiminin de inancı o ki, süt ve etteki bilgi kirliliği, bu sektörlerde faaliyet gösterenlerin de bu ürünleri tüketenlerin de önde gelen sorunlarından biri. Paneli bu nedenle düzenledik ve tartışmanın önde gelen taraflarından biri olduğumuz için SETBİR Başkanı olarak ben de panelde yer alıyorum.

Yine böylesine önemli bir konuda kamuoyunu bilgilendirme görevini yıllardır büyük bir yetkinlik ile yerine getiren gazeteci Sayın Ali Ekber Yıldırım’ı, perakende sektörüne uzun yıllarını vermiş, pek çok market zincirinin yöneticiliğini yapmış ve halen sektöre danışmanlık hizmeti veren Sayın Sait Sait Koç’u ve bu panelde konunun bilimsel tarafını temsil edecek olan Ege Üniversitesi Ziraat Fakültesi Süt Teknolojisi Bölüm Başkanı ve aynı zamanda Ulusal Süt Konseyi Yönetim Kurulu Üyesi olan Sayın Profesör Harun Raşit Uysal’ı da değerlendirmelerini paylaşmaları için panele davet ettik. Bizi kırmayıp davetimizi kabul ettikleri ve panele katıldıkları için huzurunuzda her birine ayrı ayrı teşekkür ediyorum.

Değerli izleyiciler,

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), 1 Şubat 2019 Cuma günü, Adrese Dayalı Nüfus Kayıt Sistemi’nin en son verilerini açıkladı. Buna göre, 31 Aralık 2018 itibarı ile Türkiye’nin nüfusu, 82 milyon 3 bin 882 kişi. Bir başka açıdan bakarsanız, Türkiye’de her gün karnını doyurması gereken 82 milyon insanımız var. TÜİK, bu nüfusun %92,3’ünün, yani 75 milyon 689 bin 583 kişinin ise il ve ilçe merkezlerinde ikamet ettiğini söylüyor. Toplam nüfusun %67,8’i, “çalışma çağı” olarak adlandırılan 15-64 yaş grubunda. Toplam nüfusun %23,4’ü, “çocuk” olarak tanımlanan 0-14 yaş grubunda. 65 ve daha yukarı yaştaki nüfusun oranı ise %8,8. Bu, bugünün nüfusu.

Yeri gelmişken bir de yine TÜİK’in nüfus projeksiyonundan söz etmek isterim. Buna göre Türkiye’nin nüfusunun cumhuriyetimizin 100. kuruluş yıldönümü olan 2023 yılında 86 milyon 907 bin 367 kişiye, 2040 yılında ise 100 milyon 331 bin 233 kişiye ulaşması bekleniyor. Nüfusumuz 2069 yılına kadar artarak 107 milyon 664 bin 79 kişiyle en yüksek değerine ulaşacak. 2069’dan itibaren azalmaya başlaması öngörülen nüfusumuz 2080 yılında 107 milyon 100 bin 904 kişi olacak. Özetlersek, bugün 82 milyon olan nüfusumuz, 2023’te 87 milyon, 2040 yılında 100 milyon olacak.

Bu nüfusu besleme sorumluluğu, gıda maddesi üreten, temin eden, bu süreçleri kontrol eden ve düzenleyen herkesin omuzundadır. Çocuğu ile genci ile orta yaşlısı ile yaşlısı ile kadını ile erkeği ile bu nüfusun yeterli ve dengeli beslenmesi gerekiyor. Bu nüfusu besleyebilmek için yoğun, sürekli, kaliteli, besleyici ve hesaplı gıda üretimi yapmak gerekiyor. Bugün ve gelecekte fiziksel ve zihinsel açıdan sağlıklı, yetenekli ve dayanıklı olmasını istiyorsak da halkımızın günlük diyetinin mutlaka protein içermesi gerekiyor.

Bakınız az önce ülkemizin nüfusundan ve bu nüfusu besleyebilmek için yoğun, sürekli, kaliteli, besleyici ve hesaplı gıda üretimi yapmak gerektiğinden söz etmiştim. Avrupa Gıda Güvenliği Otoritesi (EFSA) verilerine göre bir insanın günde vücut ağırlığı kg başına 0,83 gr protein tüketmesi gerekiyor. Yani 70 kg olan bir yetişkinin günlük yaklaşık 60 gram proteine ihtiyacı var. Günde 400 ml süt veya eşdeğeri süt ürünü ve 100 g et tükettiğinde bir insan günlük hayvansal protein ihtiyacını karşılayabilir.

Türkiye yılda 22,1 milyon ton çiğ süt üretiyor. Bu çiğ sütün %91’i ineklerden, %7’si koyunlardan elde ediliyor, gerisi keçi ve manda sütü. Bu çiğ sütün %48’i sanayi tesislerinde işlenip pastörize içme sütüne, yoğurda, peynire, tereyağına ve diğer süt ürünlerine dönüşüyor. Kayıt altında üretilen bu çiğ sütün %71’i SETBİR üyesi firmalar tarafından işleniyor. Türkiye çiğ süt ithal etmiyor.

Öte yandan, Türkiye yılda 1,13 milyon ton kırmızı et üretiyor. Ancak bu üretim, iç tüketimi karşılamaya yetmiyor, bu nedenle Türkiye, miktarı dönem dönem değişmekle birlikte canlı hayvan veya karkas et ithal ediyor. Örneğin; geçtiğimiz yıl, ülkemize 56.000 ton kırmızı et, 1 milyon 344 bin baş besilik ve kasaplık büyükbaş hayvan ile 426 bin baş koyun ithal edilmiştir.

Türkiye’de kişi başı tüketilen süt veya eş değeri süt ürünü miktarı yılda ortalama 270 litre. (Ülkemizde kişi başına tüketilen ambalajlı süt ve süt ürünü miktarı 130 kg süt eşdeğeri) Türkiye’de kişi başı tüketilen kırmızı et veya eş değeri kırmızı et ürünü miktarı ise yılda ortalama 15 kilo. Kişi başı tüketilen süt veya eş değeri süt ürünü miktarı Avrupa Birliği ülkelerinde yılda ortalama 320 litre, ABD’de yılda ortalama 300 litre. Kişi başı tüketilen kırmızı et veya eş değeri kırmızı et ürünü miktarı (domuz eti hariç) Avrupa Birliği ülkelerinde yılda ortalama 18 kg, ABD’de yılda ortalama 36 kilo.

Değerli izleyiciler,

Halkımızın gelişmiş ülkeler düzeyinde bedensel ve zihinsel gelişiminin teminatı en az onlar kadar hayvansal protein tüketebilmektir. Bu ihtiyacı nüfusumuzun %92,3’ünün ikamet ettiği il ve ilçe merkezlerinde evlerin balkonunda ya da bahçesinde hayvan besleyerek karşılayamazsınız. Bununla birlikte ve en önemlisi bu amatör ve denetimsiz üretimin salmonella, şarbon, brusella, tüberküloz ve benzeri gibi risklerini de göz ardı edemezsiniz. 82 milyonluk bu genç nüfusu, sağlık risklerini gidererek, yüksek miktarda üreterek, kaliteli ama hesaplı gıda ile besleyebilmenin tek yolu denetim altındaki, yasa ve yönetmelikler çerçevesinde üretilen, ambalajlı, güvenli, sağlıklı, güvenilir sınai üretimidir. Ama maalesef kıyamet de “ambalaj” denilince, “sanayi” dendiğinde kopmaktadır. Bilim, çağdaş teknoloji, uluslararası literatür ve en önemlisi gerek Dünya Sağlık Örgütü, Avrupa Gıda Güvenliği Otoritesi, Türkiye Cumhuriyeti Yasa ve Yönetmelikleri yok sayılıyor.

Şimdi şunları sormak isterim: Sanayi kötü bir şey midir? Sanayileşmek kötü bir şey midir? Kontrol edilen, yasa ve yönetmeliklere uygun, güvenli, hijyenik sınai üretim kötü bir şey midir? Emekçiye istihdam sağlayan, çiftçinin ürününü değerlendiren, halkın beslenmesini sağlayan sınai üretim millet ve memleket için kötü bir şey midir? Dünyanın kabul ettiği bilim kötü bir şey midir?

Bize göre değil. Ama öyle anlaşılıyor ki başkalarına göre öyle. Bu da en büyük sorunlarımızdan biri olarak karşımıza çıkıyor: Bilgi kirliliği.

Değerli izleyiciler,

Sektörlerimizin bir tane patronu var. O da her sabah okula gitmeden önce sütümüzü, akşam eve gelince etimizi tüketen bu memleketin çocukları.  Ancak son yıllarda popülizm uğruna korku tacirliği yapılarak, bu çocukların annelerinin akıllarına şüphe tohumları ekiliyor. Bir gün et karalanıyor diğer gün süt.

Türkiye’nin bugününü besleyen, geleceğinin güvencesi olan sektörlerimiz, uluslararası normlar ve kalite kriterlerine göre, Türkiye Cumhuriyeti’nin yasa ve yönetmelikleri uyarınca, bilimsel ve teknolojik gelişmenin ışığında üretim yapıyor. Ama üzülerek görüyoruz ki, iki asır önce Louis Pasteur tarafından keşfedilen, zararlı bakterileri yok edip sütü daha sağlıklı, dayanıklı ve uzun ömürlü kılan “pastörizasyon” yöntemini reddeden bir anlayış, tüketicimizin kafasını karıştırıp, dünyada yer edinmeye çalışan sektörlerimizi karalıyor. Bu yapılan, yasaları hiçe saymak, bilimi reddetmek, sağlığa sırt çevirmek, halkımızı kandırmak ve gelecek nesillerin köküne dinamit koymaktır.

Dünyanın en değerli gıdası sayılan ve dünya sofralarına bizim dilimizle yerleşen yoğurdun tüm dünyada tüketiminin arttığı bu dönemde, Türkiye’de maalesef yoğurdu ve yoğurdu bu seviyeye getirmiş sanayimizi üzüyorlar. Şu çok iyi bilinsin ki dünyanın en iyi yoğurdu Türkiye’de üretiliyor; dünyanın en iyi yoğurdu bizim, Türk sanayisinin ürettiği yoğurt.

Değerli tüketiciler, evinizde ürettiğiniz yoğurttan korkun, bizim ürettiğimiz yoğurttan korkmayın. Bu ülkede yasalar var. Bu ülkede yönetmelikler var. Bu ülkede uluslararası bilim ve meslek kuruluşları ile işbirlikleri var. Bu ülkede uluslararası standartlar var. Peki bunlar uyularak üretim yapıldığını kim takip ediyor? Bu ülkede Tarım ve Orman Bakanlığı var. Bu ülkede Sağlık Bakanlığı var. Her ilde her ilçede bu iki bakanlığımızın teşkilatları var.

SETBİR üyesi süt üreticileri de kırmızı et üreticileri de ulusal ve uluslararası standartlara uygun üretim yapıyorlar üretimleri her aşamada ulusal otoriteler tarafından denetleniyorlar. Yani sanayicinin ürettiği sütten ve etten kuşku duyuyorsanız, üretim standardından, üretim yönteminden kuşku duyuyorsanız, kamuoyunun önünde dayanaksız suçlamalarda bulunmak yerine önce bu uluslararası ve ulusal otoritelere başvuruda bulunabilir, soru sorabilir ve hatta şikayet edebilirsiniz.

Öte yandan, süt ürünleri söz konusu olduğunda bir gerçek de şu: “Sanayici” diye dudak bükülen firmaların hepsi, işledikleri sütü bu ülkenin köylüsünden çiftçisinden temin ediyor. Örneğin SETBİR üyesi süt sanayicileri, bu ülkede üretilen 22,1 milyon ton çiğ sütün 7,5 milyon tonunu, 500 bin çiftçiden temin ederek, sektörde çalışan ve sektöre hizmet eden paydaş sektörlere sağladığı dolaylı istihdamla birlikte 5 milyon kişinin geçinmesine katkıda bulunuyor.

Sözün başına dönersem, “sokaktan sütümü alırım evde mis gibi yoğurt yaparım” cümlesindeki çiğ süt, sanayicinin de satın aldığı çiğ süt. Ama bir farkla. Sanayici bu sütü bilimsel, teknolojik, modern, hijyenik işlemlerden geçirerek süt ürününe dönüştürüyor. Bununla da kalmayıp, her türlü kirlenmeye ve bulaşmaya karşılık ambalajlıyor. O zaman ne oluyor da sanayi yoğurdu kötü, sanayicinin sütü sulu, sanayicinin eti bozuk, ambalajlı ürün zararlı oluyor? Neden adının başında doktor yazan, profesör yazan insanlar bu iddiaları fütursuzca ortaya saçıyor? Memleket sahipsiz değil. Sütte de ette de sanayici hem Tarım Bakanlığı’nın hem Sağlık Bakanlığı’nın kontrolünde ve denetiminde, yasaya tüzüğe yönetmeliğe göre üretim yapıyor. O yasa tüzük ve yönetmeliklerde süt ürününün de et ürününün de hangi efsafa göre üretileceği yazılı.

Biz merdivenaltı üretici değiliz. Yerimiz yurdumuz fabrikalarımız, adreslerimiz belli. Suçlanan sanayicinin fabrikalarında onbinlerce insan çalışıyor, yüz binlerce insan ekmek yiyor. Hadi sanayici vicdansız ahlaksız, o fabrikalarda çalışan onbinlerce insanda mı vicdansız ve ahlaksız? Diyelim ki sanayici, bilim adamı sıfatlı bir belediye başkanının iddia ettiği gibi süte su ve hatta kostik katıyor; o su ve kostik denetimde görülmüyor mu, görülüyor da ses çıkartmamak için rüşvet mi alınıyor; sulu kostikli sütü üreten işçi “ölen ölür ben aldığım maaşa bakarım” mı diyor? Patronundan işçisine hepimiz ürettiğimiz ürünü tüketiyoruz. Biz hepimiz deli miyiz?

Süt ve et sanayicisi memleket insanını doyurma sorumluluğu ile hareket ederken bu nüfusun karnını evde yapılacak bir üretim ile doyurmanın mümkün olmadığı açıkken hem de bilim insanları hem de hekimler bu korku tacirliğinden ne umuyorlar? Bu sektör emekçilerinin işsiz kalmasını mı istiyorlar, bu sektöre kaynak temin eden çiftçinin köylünün aç kalmasını mı istiyorlar? Bu sektörlerin tedarikçilerinin açıkta kalmalarını mı istiyorlar?

Değerli izleyiciler,

Bu ülkede 32 adet Ziraat Fakültesi var. Bunların ikisinde süt teknolojisi bölümü var ki birisinin başkanı da şu anda panelistlerimizden biri olan Prof. Harun Raşit Uysal. Bu ülkede 58 üniversitede gıda mühendisliği eğitimi veriliyor. Bu ülkede 27 üniversitede veterinerlik eğitimi veriliyor. Yani sütün de etin de profesörü ile dolu memleketimiz. Ama her nedense bu işle ilgisi olmayanlara kulak veriyor milletimiz.

Değerli izleyiciler, kıymetli panelistler

Başta SETBİR üyeleri olmak üzere, ülkenin süt ve et sanayicisi, 82 milyonu beslemenin sorumluluğunu omuzlarında taşıyarak namusları ve şerefleri ile yasa, yönetmelik ve tüzüklere, uluslararası standartlara uygun, sağlıklı, hijyenik, pastörize, ambalajlı, hesaplı, lezzetli, kaliteli süt ve et ürünleri üretmeye devam edecek.

Saygılarımla.

 

Tarık Tezel

Yönetim Kurulu Başkanı

SETBİR