SÜT VE ET SEKTÖRLERİNDE 2020 YILI DEĞERLENDİRMESİ 2021 YILI BEKLENTİLERİ

SETBİR Başkanı Tarık Tezel, süt ve kırmızı et sektörlerine ilişkin 2020 yılı değerlendirmesini ve 2021 yılı beklentilerini açıkladı.

SÜTTE 2020

Türkiye’de 2019 yılı sonu itibarı ile 22,96 milyon ton çiğ süt üretilmişti. 2020 yılının ilk 11 ayında ise süt işletmeleri tarafından 9.054.353 ton inek sütü toplandı. Bu miktar 2019 yılının ilk 11 ayında 8.725.185 tondu. Dolayısı ile 2020 yılının ilk 11 ayında sanayi işletmeleri tarafından toplanan inek sütü miktarı, 2019 yılına oranla %3,8 arttı. Ancak bu veri sadece sanayi işletmelerinde işlenen sütü gösteriyor. 2020 yılında üretilen toplam çiğ süt miktarının ise 2019 yılına göre %5 oranında artarak 24,1 milyon ton civarında gerçekleşmesini bekliyoruz.

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre, ülkemizde 2020 yılının ilk 11 ayında 1,47 milyon ton içme sütü, 1,02 milyon ton yoğurt, 675 bin ton inek peyniri, 545 bin ton ayran, 72 bin ton tereyağı, 66 bin ton yağsız süttozu, 38 bin ton kaymak, 33 bin ton tam yağlı süttozu ve 27 bin ton diğer türde peynir üretildi.

2020 yılının ilk 11 ayında üretilen süt ürünleri, 2019 yılının ilk 11 ayı ile kıyaslandığında, yoğurt üretiminin %2,3, ayran üretiminin %15 ve diğer türlerdeki peynir üretiminin %4,4 oranında azaldığı görülüyor. Ancak içme sütü üretimi %10,9, inek peyniri üretimi %9,9, tereyağı üretimi %5,9, yağsız süttozu üretimi %5,4, kaymak üretimi %7,5 ve tam yağlı süttozu üretimi %8,7 oranında arttı.

Tüketicimiz 2020 yılında koronavirüs salgını nedeni ile haklı olarak daha temiz ve hijyenik olduğunu düşündüğü “ambalajlı ürünler”i tercih etti. Ayrıca salgın sürecinde ev dışı tüketim noktaları olan otel, restoran, kafeterya, büfe ve kantinlerin zaman zaman kapalı olmaları nedeni ile evde kalan tüketici ihtiyaçlarını karşılamak için bakkal ve marketlere yöneldi. Tüm bunlar dikkate alındığında, süt ürünlerindeki tüketim bilincinin sağlıklı ürünleri tercih etme yönünde gelişeceğine ilişkin ümidimiz artıyor.

Öte yandan 2020 yılında üreticiden temin edilen çiğ sütün fiyatı ile son ürünün perakende satış fiyatlarına baktığımızda karşılaştığımız tablo şöyle: Ulusal Süt Konseyi (USK) tarafından 2020 yılının tamamında, %3,6 oranında yağ ve %3,2 oranında protein içeren bir litre çiğ süt için tavsiye edilen satış fiyatı 2,30 liraydı. Bu dönemde Tarım ve Orman Bakanlığı tarafından üreticilere verilen çiğ süt primi ise ocak-haziran dönemi için litre başına 15 kuruş, temmuz-ağustos-eylül dönemi için litre başına 40 kuruş, ekim-kasım-aralık dönemi için ise litre başına 30 kuruş oldu. Buna göre yıl ortalamasında Tarım ve Orman Bakanlığı’nın ortalama destekleme bedeli litre başına 25 kuruş seviyesine geldi.

USK, son olarak, Ocak-Nisan 2021 döneminde geçerli olmak üzere, bir litre soğutulmuş %3,6 oranında yağlı ve %3,2 oranında proteinli çiğ sütün tavsiye fiyatını, % 22 oranında artış ile 2,80 TL olarak belirledi. Ayrıca, Tarım ve Orman Bakanlığı tarafından verilecek Ocak-Nisan 2021 çiğ süt destekleme priminin de litre başına 30 kuruş olacağı açıklandı.

Ancak 2016 yılında yürürlüğe giren yönetmelik ile USK tarafından belirlenen tavsiye fiyatlarının, “%3,6 yağlı ve %3,2 proteinli bir litre soğutulmuş çiğ süt fiyatıdır” hükmüne rağmen, yurdun önemli bir bölümünde USK fiyatlarının üzerinde soğutma ve toplama bedeli talep ediliyor. Bu da yeni yılın henüz başında önemli bir belirsizliğe neden oluyor.

TÜİK tarafından aylık olarak yayınlanan tüketici fiyatları enflasyonu (TÜFE) sepetindeki madde fiyatlarına bakıldığında, süt, yoğurt, beyaz peynir, kaşar peyniri, krem peynir, tereyağı ve ayran gibi temel süt ürünlerinde 2020 yılı sonunda, yılın başındaki fiyatlara göre kayda değer bir değişim olmadığı görülüyor. 2020 yılının koronavirüs salgını koşullarında, yüksek seyreden döviz kurları ve bunun etkisi ile elektrik, doğalgaz, işçilik, ambalaj başta olmak üzere tüm işletme maliyetlerinde yaşanan artışa karşılık, sanayici ürünlerine zam yapmayarak bütün bu maliyeti göğüsledi.

Tüm bu verilerden, ülkemizde mart ayından beri yaşanan koronavirüs salgınında, süt sektörünün başarılı bir sınav verdiği görülüyor. Ülkemizdeki süt işletmeleri, üretilen çiğ sütü yerde bırakmayıp satın aldı, süt üreticisini mağdur etmedi. Ayrıca süt ürünleri tüketiminde talep daralmasına, güç koşullarda üretime rağmen fiyatlardaki değişmezlik ve rafların hiç boş bırakılmaması ile tüketicimiz de mağduriyette uzak tutuldu. Tüm bunların yanında, tüketimdeki daralmadan dolayı sanayicinin stok maliyetlerinin arttığını söyleyebiliriz. Bu yılın güç koşullarında tahsilatta ve tedarikte yaşanan sıkıntılara rağmen süt sanayicisi çalışanına, üreticisine, tedarikçisine ödemelerini aksatmadı.

Sektörün dış ticaretine baktığımızda ise 2019 yılının 11 ayında gerçekleşen 194.409 ton karşılığı 330.084.883 USD süt ve süt ürünü ihracatının 2020 yılının 11 ayında 164.212 ton karşılığı 308.163.996 USD olduğunu görüyoruz. Bu sonuç, miktarsal olarak %15,5, cari olarak %6,6 bir azalmayı ifade ediyor. Yıl sonu tahminimiz ise 2019 yılındaki toplam 208.151 tonluk ihracatımızın %15 oranında azalarak 177 bin ton seviyelerinde gerçekleşeceği yönünde.

İhracatımızda 2020’deki azalma, genel olarak süttozu ihracatındaki azalmadan ve salgının ilk dalgasında uluslararası ticarette gümrüklerdeki karşılıklı karantina koşulları ve lojistik aksamalardan kaynaklandı. Ama yine  2020 yılının koronavirüs salgını kaynaklı bütün olumsuzluklarına rağmen, salgının başladığı Çin Halk Cumhuriyeti’ne ihracat kapılarının açılması ise yılın en önemli müjdesi oldu.

SÜTTE 2021

Eğer koronavirüs salgını biter veya ciddi oranda azalıp virüs etkisiz hale gelirse, aşı uygulamaları da tüm dünyada ümit edilen sonuçları verirse, yılın özellikle ikinci yarısı için ümitliyiz. Bu koşullarda hayvanlarımızın daha iyi beslenmesi, toplumsal moralin yükselmesi ile tüketimde talebin artması, uluslararası ticarette 2020’nin açıklarının kapatılma gayretleri ve milli ekonominin de bu olumlu gelişmelerden payına düşeni mutlaka alması beklentisini hep taze tutmak istiyoruz. Hayalperest olmadan ama ümitsizliğe de kapılmadan işlerimizi geliştirmek, istihdama, üretime, yatırıma fırsatlar yaratmak zorundayız.

Tüm bunları dikkate alarak çiğ süt üretiminin 2021 yılında, %4 oranında artacağını tahmin ediyoruz. Koronavirüs salgınının kontrol altına alınması ile 2021 yılının ikinci çeyreğinden itibaren süt ürünleri ihracatımızın yeniden 2019 seviyelerine geleceğini öngörüyoruz.

İhracatımızın artması, rekabet gücümüzün artmasına bağlı. Rekabet gücümüzü artırmaya yönelik bir toparlanma ise ancak çiğ sütte kalite-fiyat dengesinin sağlanabilmesi ile oluşacak. Bu kapsamda verilecek ihracat desteklemeleri de elimizi güçlendirecektir.

2021 yılında tüketici fiyatlarının desteklenmesi, artan kayıtdışı oranının düşürülmesi ile sektörde haksız rekabetin önlenerek, işini yasalara uygun yapanların desteklenmesi ve vergi kayıplarının önüne geçilebilmesi için süt ve süt ürünlerinde KDV oranlarının sıfırlanması önerimizin değerlendirilmesini bekliyoruz.

ETTE 2020

Ülkemizde kırmızı et üretimi 2019 yılında, bir önceki yıldan %7,4 oranında daha yüksek olarak 1 milyon 201 bin ton olarak gerçekleşti. Bu miktarın 1 milyon 75 bin tonu sığır etiydi. Kırmızı et üretiminde 2020 yılının sonuçlarına ilişkin TÜİK verilerini şubat ayında öğrenebileceğiz. Ancak bu yıl yaşadığımız koronavirüs salgını nedeniyle ev tüketiminin artması dolayısıyla paketli ürünler, yani işlenmiş ürün pazarında bir büyüme olduğu görülüyor. Bu sene de kırmızı et üretiminin 1 milyon tonun üzerinde olmasını bekliyoruz.

Aslında bu miktar artık ülkemiz için bir eşik değer. Kişi başı yıllık kırmızı et tüketiminde 14,5 kilo seviyesine ulaştık. Dünya kırmızı et üretiminin (domuz eti hariç) %1,4’ünü Türkiye gerçekleştiriyor.

2019 yılında 772.230 baş canlı büyükbaş ve küçükbaş hayvan ithal edilmişti. Bu miktar, bir önceki yılın nerdeyse %60 daha altındaydı. Bu ithalatın 17.594 başı damızlık, 671.482 başı ise besilik ve kasaplık sığırlardan oluşuyordu. 82.213 baş ise koyun ithal edilmişti. 2019 yılındaki bu ithalatın bedeli bir önceki yıla göre %61 daha az, 686 milyon dolar olmuştu.

2020 yılının 11 ayında yapılan ithalata bakıldığında ise toplamda 344,8 milyon dolar ödenerek 389.771 baş canlı hayvan satın alındığını görüyoruz. Bu ithalatın 14.609 başı damızlık, 309.169 başı besilik ve kasaplık sığırlardan oluşuyor. 65.671 baş da koyun ithal edildi.

2020 yılında kırmızı et sektöründeki müjde de “Karkas Sınıflandırması Yönetmeliği” ile geldi. SETBİR olarak öteden beri sektörel çözüm önerilerimiz arasında bulunan, karkas etin fiyatlandırılmasında objektif değerlendirme sistemi olan ve Avrupa Birliğinde (AB) yıllardır uygulanan “Sığır Karkasının Sınıflandırılmasına Dair Yönetmelik”in 2020 yılı bitmeden yayınlanmasından sektör olarak memnuniyet duyduk.

ETTE 2021

2020 yılı aslında hem ülkemiz hem dünya için her sektörde olduğu gibi kırmızı et sektörü için de bir hayli zorlu geçti. Tüm dünyayı sarsan virüs salgınının etkisi nedeniyle 2020 yılına ilişkin öngörüler maalesef gerçekleşemedi. Ayrıca ülkemizde ithalata dayalı yem ile hayvancılık üretimi gerçekleştirdiğimizden dolayı, 2020 yılı içerisinde yaşanan kur dalgalanmaları özellikle hayvancılık sektörünü zora soktu.

Ancak 2020 yılının sonundan itibaren artık önümüze daha ümitle bakıyoruz. Dolayısı ile öncelikle mevcut düzenin ayakta tutulmasını, üreticilerimizin üretiminin sürdürülebilirliğini ve tüketicilerimizin hesaplı ve sağlıklı ürünlerle buluşabilmesini sağlamak için, stratejik planlarımızı bu döneme direnmek değil, geçici de olsa dönemin koşullarına göre revize etmemiz gerekiyor.

Şu anda ve önümüzdeki dönemde en temel sorun finansman kaynağı. Dolayısı ile bu döneme özgü de olsa, özellikle temel gıda ürünlerinde katma değer vergisi oranlarının gözden geçirilmesine ve sanayi üretiminin maliyetlerinin düşürülmesine ve kredi maliyetlerine yönelik temel tedbirlere ihtiyaç var.

HEDEFLERİMİZ VE BEKLENTİLERİMİZ

Koronavirüs salgını tüm dünyayı ve ülkemizi derinden etkilediği gibi, süt ve kırmızı et sektörleri de doğal olarak salgının etkilerine maruz kaldı. Sürece kronolojik olarak bakacak olursak, öncelikle salgının ilk dönemlerinden itibaren yurtdışı kaynaklı girdilerde yaşanan ithalat sıkıntısı sorun olarak karşımıza çıktı. Sonrasında uluslararası ticarette her ülkede farklı uygulanan karantina kaynaklı ihracat lojistiği sorunları baş gösterdi. Ancak en önemlisi, özellikle gıda sektöründe ev dışı kanalın neredeyse kapanması oldu.

Sektörün ticaret hacminin %30’una denk gelen bu tıkanıklık, beraberinde ciddi bir finans yükü de getirdi. Salgın koşullarının tüm dünyada yarattığı ortak sıkıntı, küresel bir ekonomik darboğazı da ortaya çıkarınca, başta döviz kurları olmak üzere tüm girdi maliyetleri de bu etki ile yükseldi. Ancak tüm bu koşullara rağmen üreticimizin sütünü etini çiftliğinde bırakmadık, aldık, işledik. Ödemelerimizi aksatmadan zamanında yaptık. Bu arada tüketicimizin ihtiyacını da eksiksiz karşıladık.

Dünya ve Türkiye koronavirüs salgını ile mücadele ederken, virüse karşı alınması gereken kişisel tedbirlerin başında hem bağışıklık sistemimizi hem de genel vücut direncimizi güçlü tutmanın geldiği bir kez daha karşımıza çıktı. Sağlıklı bir yaşamın en önemli unsurlarından biri de hayvansal protein tüketimidir. Burada da hayvansal proteinin en önemli iki kaynağı süt ve kırmızı et öne çıkıyor. Sorunumuz küresel ancak mücadelemiz ulusal. Biz süt ve kırmızı et sektörlerinde faaliyet gösteren SETBİR üyeleri olarak, çiftliklerimizin ve fabrikalarımızın kapılarını kapatamayız, karantina dönemlerinde dahi evde kalamayız. Tüm zorlu koşullara rağmen tüketicimize talep ettiği miktarda ürünü mutlaka ulaştırıyoruz.

Bu yıl uluslararası para piyasalarındaki dalgalanma, dünyada tüm ülkelerin ekonomik dengelerini sarstı. Dolayısı ile bizim de bu etkinin dışında kalmamız söz konusu olamazdı. Tabii ki tüm yurtdışı kaynaklı temel girdiler dövize endeksli birim fiyatlara sahipler ve bunun sonuçları tüm sanayi ve ticaret kesimlerini belli oranlarda etkiliyor. Et ve süt sektörleri endüstriyel girdi maliyetlerine bakacak olursak, salgının ilk dönemi ile enerji, ambalaj, işçilik, uluslararası emtia piyasaları ve diğer endüstriyel girdiler ve yukarıda sözünü ettiğimiz satış daralmasının yarattığı finansman maliyetlerini de göz önüne aldığımızda sektörde maliyet artışı %30’un üzerinde.

Sektör, her koşula rağmen halkımızın sağlıklı hayvansal protein gereksinimini karşılamak, ülkemizin ihracatına katkıda bulunmak ve milli kalkınmaya destek olmak üzere çiftlik yatırımlarından sanayi yatırımlarına kadar sektörün gelişmesi için gayret ediyor. Küresel krizin etkilerinin her yönü ile hissedildiği bu dönemde dahi hem ulusal çapta yatırımlar hem yenileme ve ilave yatırımlar, hem de istihdamın devamlılığı ile iç piyasada verimlilik ve milli kalkınma odaklı, uluslararası pazarlarda ise rekabetçi bir Türkiye için ciddi bir mücadele söz konusu.

Kırmızı et, süt ve yem, Türkiye’de de dünyada da birbirinden ayrılamaz sektörlerdir. Her üç sektörün daima, hayvancılık ve hayvancılığa dayalı bitkisel üretimi de göz ardı etmeden birlikte değerlendirilmesi gerekir. Türkiye kırmızı et ve süt sektörleri, üreticisi ve sanayisinin geldiği uluslararası seviyede tecrübe, bilgi ve teknoloji birikimi ile bugünkü ihtiyacın üzerinde bir kapasiteye sahiptir. İhtiyacımız, sektörün tüm girdi kaynaklarında uluslararası standartlarda kalite ve verimlilik odaklı üretim modellerinin geliştirilmesidir. Tüm sektör paydaşlarının, “halkımızın et ve süt kaynaklı hayvansal protein tüketiminin ideal seviyeye taşınması temel hedefi ile” işbirliği içinde hareket etmesi, toplumsal kalkınmamızda itici güç olacaktır.

SETBİR olarak en temel beklentimiz, kamu iradesi, üretici kesim, sanayici ve perakende satış kanalları ile uzlaşma içinde, asgari müştereklerde birleşen, nihai tüketicimize olan sorumluluğu birlikte paylaşan, uluslararası pazarlarda rekabet hedeflerine birlikte odaklanan ve kalite bilinci ile ortak hedeflere birlikte inanmış bir sektörel iklime kavuşmaktır.

Cumhuriyetimizin kuruluşunun 100. yılı olan 2023’ün tarım ve gıda vizyonu, toplumun sağlıklı beslenme gereksinimlerini yeterli nicelik ve nitelikte, ekonomik, ekolojik ve sosyal açıdan sürdürülebilir yollarla karşılayabilen, biyolojik çeşitliliğini koruyan ve toplumsal yarara dönüştürebilen, verimliliği artan tarım ve tarımsal sanayinin de katkısıyla, uluslararası alanda rekabet edebilen gelişmiş bir Türkiye olmalıdır. Bunun için biz SETBİR üyesi sanayici ve üreticiler, hedeflerimize inançla odaklanarak daha çok çalışacağız.

Yeni yılın ülkemize ve dünyaya sağlık, iyilik, huzur ve bereket getirmesini dilerim.

 

Tarık Tezel

Yönetim Kurulu Başkanı

Türkiye Süt, Et, Gıda Sanayicileri ve Üreticileri Birliği